bir gün bir cafem olacak ve ismini “consequences of consciousness” koyacağım.

  • kimse ismini söyleyemediği için cafeme gelmeyecek.
  • yalnızca arkadaşlarım gelecek.
  • sonra ben de onları bedavaya doyurduğum için zamanla parasız kalacağım.
  • fakir olacağım.
  • bob dylan çalacak bir pikabım bile olmayacak. kafam ipod’a dönüşecek. ve bağıracak:
    “i am homeless, come and take me!” 
  • yani o kadar iflas etmişim gibi homlıs olmuşum. 
  • bir gün denizin dibinden mavimsi bir taş çıkardım ve ismini “burak” koydum.
    hiç büyümedi.
  • bir gün bir şarkı dinledim. “dünyanın en güzel şarkısı bu.” dedim. ona aşık oldum,  onunla en gizli anılarımı paylaştım. sonra bir gün, ona ihanet ettim. ayrıldım ondan. ardından aşk acısı çektim, ağladım. fotoğraflarımızı hep sakladım.
  • sonra aynı şeyi 127 kez yaşadım. 127 şarkıya, “dünyanın en güzel şarkısı bu.” dedim. karar veremedim. 127 şarkılık bir haremim oldu. hiçbiri boyun eğmedi ama hiçbiri de katlanmadı.
  • “under blue moon i saw you, so soon you’ll take me,
    upon your arms too late to beg you” 
  • mavi ay bana bazen bruce willis’i, bazen şirinler’i hatırlatır. öyleyse bruce willis şirindir. 
  • echo and the bunnymen’in ismindeki tavşanadam ile donnie darko’daki frank’in kesinlikle bir ilişkisi vardır. belki de frank gaydir ve bir paralelevrende roberta sparrow ile sevişmesi çok uzak bir disiplindir.
  • ve penguenler, eminim ki, bayıla bayıla radiohead dinliyorlardır.

  1. eddvader posted this